“Uzm. Dr Yıldıray Tanrıver - Onkoloji Uzmanı, Fonksiyonel Tıp”

Çalışma Saatleri: Hafta İçi ve Cumartesi 10:00 – 19:00

KANSERDE BİREYSEL SAĞLIK YÖNETİMİ

KANSER NEDİR?

Kanser 21.yüzyılın en önemli sağlık sorunudur. Görülme sıklığı birçok ülkede kalp hastalıklarını yakalamış hatta geçmiş durumdadır. Kanser, sıkı kontrol mekanizmaları ile yönetilen vücudumuzdaki ahenkli halin günün birinde bazı organ veya doku hücrelerinin kontrolden çıkıp düzensizliğe yönelerek bozulmasıyla oluşan hastalığın adıdır. Günümüzde kanser, bugün her üç kişiden birinin ömrü boyunca yakalanabileceği yaygın bir hastalık haline gelmiştir. Kansere yakalan hasta sayısı tüm dünyada giderek artmaktadır. Araştırmalara göre 2020 yılında dünyadaki kanser hastalarına 20 milyon kişinin daha ekleneceği öngörülmektedir.

Türkiye’de ise her yıl on binlerce yeni kanser teşhisi konuluyor. Kadınlarda en sık meme ve rahim, erkeklerde ise prostat ve akciğer kanseri görüyoruz. Her iki cinste de deri kanseri sıktır. Diğer sık rastlanan kanserler; akciğer, kalın barsak kanseri (kolon), lenfoma, lösemi, kadınlarda rahim ağzı (cervix) ve gırtlak kanserleri olarak sıralanabilir.

Önemli olan kansere yakalanmadan koruyucu tedbirleri almak, düzenli aralıklarla kanser taraması yaptırmak ve en kötü ihtimalle, bu taramalarla tümörü erken evrede yakalayarak henüz ilerlemeden yok etmektir.

KANSER SİZİ BULMADAN SİZ ONU BULUP YOK ETMELİSİNİZ

Bilimsel çalışmalar aşağıdaki gibi faktörlerin kişide kanser oluşma riskini artırdığını göstermektedir.

Dış Etkenler : Sigara, alkol, kimyasal maddeler, radyasyon, bazı enfeksiyonlar, sağlıksız beslenme, hava kirliliği, hareket azlığı ve fazla kilolu olmak

İç Etkenler : Kalıtsal nedenler, değişimler, bağışıklık yetersizlikleri, hormonal ve metabolik bozukluklar, kronik hastalıklar, stres

SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRLERİ

Akciğer Kanseri: Akciğerde başlayan kanserler iki ayrı tipe ayrılırlar: Küçük hücreli olmayan ve küçük hücreli akciğer kanseri. Bu kanserlerin birbirinden ayrımı, hücrelerin mkroskoptaki görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanser de değişik şekillerde gelişip yayılır ve tedavi edilirler.

Karaciğer Kanseri: Karaciğer kanseri, vücut içerisindeki önemi ve karaciğerin hücre yapısı dolayısıyla en yüksek riskli ve en sık görülen kanser türlerinin başında gelmektedir. Oluşumunda siroz (alkol), Hepatit B ve C enfeksiyonları önemli rol oynar.

Meme Kanseri: Meme kanserinin en yaygın belirtisi memede ağrısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların % 10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar ve akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması ya da içe dönmesi de dâhil olmak üzere göğüs ucu belirtileri yer almaktadır.

Kolon Kanseri: Sindirim sisteminde incebağırsaklardan sonra gelen yaklaşık 1,5 – 2 metre uzunluğundaki kısım kolon yani kalınbağırsaktır, bunun son 15 cm’lik bölümüne rektum adı verilir. Yaşam süresi boyunca her 50 kişiden birinde kolorektal kanser oluşmaktadır.

Mide Kanseri: Mide karın boşluğunun üst kısmında yerleşmiş yemek borusu ile bağırsaklar arasında, 1,5-2 litre hacminde olan kastan bir kese olup içindeki asit salgısı ile sindirim işleminin ilk basamağını gerçekleştirir. Alınan gıdalar içeriklerine göre 1-4 saat arası bir süre için midede kaldıktan sonra on iki parmak bağırsağına geçerler.

Rahim Kanseri: Rahim Kanseri en sık rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium dediğimiz tabakasından gelişmektedir. Rahim kanseri, endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşur. Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.

Tiroid Kanseri: Tiroid kanseri, tiroid bezinin hücrelerinden köken alan bir kanserdir. Bu kanser diğerlerine göre çok daha az görülür ve hastalığın seyri oldukça iyidir. Eğer doğru tanı ve tedavi uygulanırsa hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir.

Kan Kanseri: Kan kemik iliğinde yapıldığından, kan kanserleri bir çeşit kemik iliğinden kaynaklanan kanserlerdir. Kan kanserleri kemik iliğinde bulunan kan yapıcı ana kök hücrenin genetik yapısının bozulduğu ve kan hücrelerinin üretiminin kontrol dışına çıkarak vücutta aşırı birikimine yolaçan hastalıklardır.

Cilt Kanseri: Vücudumuzun dışını kaplayan en büyük organımız olan derimizi oluşturan yassı hücreler, bazal hücreler ve melanositlerin kontrol dışı çoğalması ile oluşan kanserlere Deri Kanseri denir. En önemli kanser sebebi güneş ışığı içinde bulunan UVA ve UVB diye bilinen ışınlardır.

Pankreas Kanseri: Pankreas, karnın en arka bölümünde yaklaşık 15 santimetre uzunluğunda, mide, oniki parmak bağırsağı ve kalın bağırsakla ön yüzü tamamıyla kapatılmış bir organdır. Vücudun en savunmasız organlarından biri olan pankreas, zengin lenf ve sinir ağından oluşur.

Baş-Boyun Kanserleri: Baş boyun bölgesinde kanserlerin yüzde 90′dan fazlası erken tanı ve tedavide potansiyel olarak önlenebilmektedir. Muhtemel uyarıcı işaretleri bilmeli ve doktorunuzu mümkün olan en kısa zamanda uyarmalısınız. Baş-boyun kanserlerinin başarılı tedavisinin erken teşhise bağlı olduğunu unutmayın.

Over (Yumurtalık) Kanseri: Sağlıklı kişilerde yumurtalıklar vücudun gereksinimi doğrultusunda çoğalan hücrelerden oluşmaktadır. Oysa gereksinim dışı oluşan hücreler anormaldir ve bunlara “tümör” adı verilir. Tümörler selim ya da habis olabilirler.

Prostat Kanseri: Erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Prostat kanseri dünyada akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Özellikle 40 yaşından sonra prostat büyümeye başlayarak erkeklerin korkulu rüyası halini alabilmektedir.

KANSERDEN KORUNMAK İÇİN

1) Sağlıklı beslenin: Yanlış beslenmenin kanser oluşumundaki etkisi yadsınamaz. Bağışıklık sisteminizin bozulmasından obeziteye kadar birçok kanser oluşturucu faktörün sebebi olabilir. Beslenirken aldığınız toksinlere, ağır metallere dikkat edin. Bağırsak geçirgenliğinizi kontrol ettirin.

2) Düzenli Egzersiz yapın: Metabolizmanızı düzenler, fiziksel ve psikolojik olarak pozitif etki eder ve vücut oksijenlenmesini artırır.

3) Toksinlerden uzak durun: Sigara ve fazla alkol başta olmak üzere zehirli maddelerden uzak durun.

4) Radyasyondan korunun: Zararlı güneş ışınları ve elektronik aletler dahil radyasyon yayıcılardan uzak durun ya da etkilerini azaltıcı önlemler alın.

5) Fazla kilolardan kurtulun: Fazla kilo meme, prostat, kolon gibi kanserlerin öncüsüdür.

6) Stresinizi yönetin: Hayatın her anında birçok durumda stres var. Stresi yok edemiyorum diyorsanız stresi yönetmeyi öğrenin.

GEÇ KALMADINIZ BUGÜN BAŞLAYIN

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE KANSER TEDAVİSİNDE UYGULAMALAR

1) Radyoterapi: Kanserin evresine göre cerrahi, kemoterapi ile kombine ya da tek başına uygulanan lokal bir yöntemdir.

2) Cerrahi: Kanserin evresine göre tümör ve / veya metastazlarının çıkarılmasıdır.

3) Kemoterapi: Kanserin evresine göre tek başına ya da diğer tedavilerle birlikte uygulanan ilaçların vücuda verildiği sistemik bir yöntemdir.

4) Hormon tedavisi: Hormona duyarlı, meme kanseri gibi, tümörlerin tedavisinde uygulanan bir yöntemdir.

5) İmmünoterapi: Kanserle mücadelede radyoterapi ve kemoterapi dışında kişinin kendi bağışıklık sistemi de tedavi amacıyla kullanılabilir. Vücut direncini destekleyerek kanser hücrelerini yok etmeye yardımcı olan bu tedaviye immünoterapi adı verilir.

İmmünoterapi, vücudun bağışıklık sistemini, kanserli hücrelere karşı daha kesin, etkili ve daha güçlü saldırılar yapacak şekilde yükselterek kanserli hücrelerin büyüme ve yayılmasını durdurmayı veya hücrenin tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlar.

YÜKSEK DOZ VİT C

Yüksek doz C vitamininin kanserde kullanımı ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Damar yoluyla uygulanan yüksek doz vitamin C ağızdan alınana göre bağışıklık sisteminde anlamlı etkiye sahiptir.

Ağız yoluyla alınan C vitamini kanda 220 mikromol/lt konsantrasyona ulaşır. Bu yolla sağlıklı hücreleri oksidatif strese ve bazı bakteri ve viruslara karşı koruyan antioksidan görevini yapar.

Çalışmalarda ise damar yolu ile verilen ve kanda 1000mikromol/lt konsantrasyona ulaşan yüksek doz C vitamini kanser hücrelerine öldürücü etki gösterebilir.

Yüksek doz vitamin C kanser hücrelerine toksik olan hidrojen peroksit oluşumunu sağlar. Normal hücreler hidrojen peroksidin etkisini azaltma yeteneğine sahipken kanser hücreleri bunu yapamazlar. Genelde önerilen doz 0,5-1gr/kg C vitamini’ nin damardan uygulanmasıdır. Doz ve süre hastaya göre belirlenir.

GLUTATYON

Vücudun ana antioksidan ve detoks yapıcılarındandır. DNA sentezi ve tamirinde rol alır, bağışıklık cevabindan, diğer antioksidanların aktivasyonundan,toksin,radyasyon ve karsinojenlerin metabolizmasından sorumludur.

İNTRAVENÖZ AMİNOASİTLER

Aminoasitler proteinlerin yapı taşlarıdır. Vücuttaki metabolizma, hücresel iletişim, enerjinin artırılması ve korunması, bağışıklık sisteminin korunması ve aktivasyonundan sorumludurlar. Tedavi öncesinde, tedavi sırasında ve sonrasında intravenöz yoldan verilerek hasarlanmış bağırsaktan emilmeden direk dolaşım sistemine girerler.

MYER’S KOKTEYLİ

Vitamin ve minerallerden oluşan bu karışım Johns Hopkins Üniversitesinde geliştirilmiştir. Fbromiyalji, kronik yorgunluk ve kanserde kullanılmaktadır

ALFA LİPOİK ASİT

Su ve yağda çözünürlüğü olan alfa lipoik asit kanserde, diyabetik nöropatilerde kullanılmaktadır

YÜKSEK DOZ BİKARBONAT

Kanserde vücut sıvılarının alkali olması önemlidir. Kanser hücreleri bikarbonatı alırlar ve bikarbonatlı ortamın kanser hücrelerinin büyümesini engellediği çalışmalarda gösterilmiştir.

OZON TEDAVİSİ

Ozon oksijenin çok yüksek enerjili bir formudur. Çok eski zamanlarda ‘Tanrı’nın Nefesi’ olarak adlandırılırdı. Daha fazla bilgi için tıklayınız

KANSERDE PSİKOLOJİ

Bazen memede fark edilen küçük bir kitle bazen ise idrarda kanama, geçmeyen öksürük ya da şekli değişen bir yara nedeniyle doktora gittiğinde “kanser” olduğunu öğrenen bir hastanın yaşadığı şok, inkar, öfke, üzüntü, korku gibi duygulara zaman zaman eşlik eden suçluluk duygusu, hem hasta hem de hasta yakınlarının ruhsal sorunlar yaşamasına neden oluyor. Bu duygular, kişinin iş ve sosyal hayatı da dahil tüm yaşamını etkileyerek bir kriz durumu yaratıyor.

Kanserle savaşta beden kadar ruhun da tedavi edilmesi ve desteklenmesi, tedavinin başarılı olabilmesinde büyük önem taşıyor. Psikolojik destek, hastanın yaşam kalitesini de artırıyor.

AKIL RUH VE BEDEN BİR BÜTÜNDÜR

KANSER TANISINDA PSİKOLOJİK EVRELER

Kanser tanısı almış olanlar aşağıdaki evrelerden geçebilirler ve bu çok NORMALDİR. Dengedeki her insanın geçeceği evrelerdir. Bu evrelerin zamanı kişiden kişiye değişmekle birlikte önemli olan hasta, hasta yakınlarının ve hekimin bu evreleri YÖNETMESİDİR.

İnkar

Her kanser hastası tanıyı ilk aldığında bazı evrelerden geçer. Çoğunlukla tanıya verilen ilk tepki, inkardır. Hasta, kanser tanısını aldığına inanamayabilir, inanmak istemez veya inanmakta zorlanır. İnsanların kanser olduklarını kabullenmeleri gerçekten zor olur. Bu nedenle kanser tanısı alan herkes önce bir şok yaşar.

Öfke

İnkar evresinden sonra hastalar öfke evresine girebilir. Kendilerini sürekli 'neden ben?' derken bulabilir. Hastaların çevrelerindeki insanlara kızgın olmaları, onlara karşı öfkeli davranmaları, sağlıklı insanları kıskanmaları da mümkün. Bu dönemde hastalıklarına çeşitli nedenler bulabilir. 'Akrabalarım beni çok üzdü, o yüzden kanser oldum' vb

Pazarlık

Öfkenin ardından kanser hastalarının yaşadığı bir diğer evre de pazarlık evresi. Bu dönemde kişiler kendilerini hastalıkla hesaplaşırken bulabilir. 'Sigarayı bıraktığım için, kanseri yeneceğim', 'Bu hastalığı kendime ben getirdim, ben ortadan kaldıracağım' gibi şeyler düşünebilir. Bu dönem hastalığın kabullenilmesini kolaylaştırabilir ve hastanın tedaviye uyumunu artırabilir

Depresyon

Pazarlık döneminden sonra hastalar depresyon ve keder evresini yaşayabilir. Tedavinin başlamasından bir süre sonra hastalar hastalıklarının varlığını inkar edememeye başlar. Ameliyat süreci ve tedavi almak hastaların günlük hayat düzenlerini ciddi bir biçimde değiştirir. Bu nedenle hastalar kendilerini umutsuzluk ve çaresizlik içinde bulabilir.

Kabullenme

Depresyon evresinden sonra kabullenme evresi başlar. Bu evrede hastalar kendilerini ne üzgün, ne de kızgın hisseder. Kabul etmek, umut etmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Bu döneme geldiklerinde hastalar, tedavilerine dört elle sarılır ve psikolojik olarak değişerek süreci kabul ederler.

YASAL UYARI

Buradaki bilgiler tamamen bilgilendirme amaçlıdır. Hekiminizin önerdiği tedavileri uygulamalısınız.